ABD ve İsrail'in ortak bir kararla İran'a yönelik düzenlediği saldırılar sonucunda ortaya çıkan savaş, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasına ve bu durumun petrol taşımacılığı üzerinde ciddi etkiler yaratmasına neden oldu. Petrol fiyatlarının yükselmesiyle birlikte, Türkiye'de eşel mobil sistemi uygulamasına geçilerek, fiyat artışının yüzde 75'inin engellenip, sadece yüzde 25'inin yansıtılması karara bağlandı.
Bu konuyla ilgili TGRT Haber'in Gün Başlıyor programında görüşlerini paylaşan Enerji Uzmanı Altuğ Karataş, sunucu Seda Akbay’ın sorularını yanıtlayarak dikkat çekici bilgiler verdi.
"PETROL FİYATLARI ÜÇ HANELİ RAKAMLARA YÜKSELEBİLİR"
Dünya genelinde petrol fiyatlarının 150 dolara yaklaşması durumunda akaryakıt fiyatlarının üç haneli rakamlarla karşı karşıya kalabileceğini ifade eden Karataş, mevcut pompa fiyatlarının devletin aldığı önlemlerle 75-80 dolarlık bazda tutulduğunu hatırlattı.

Karataş, savaşın getirdiği durumun dünyanın enerji, gıda ve gübre kıtlığı ile yüzleşmesine neden olduğunu belirterek, Türkiye’nin, 2016'dan bu yana izlediği milli enerji politikası, LNG yatırımları ve artan yerli üretimi sayesinde bu tür zorluklarla başa çıktığını ve Avrupa için stratejik bir destek noktası haline geldiğini vurguladı.
Altuğ Karataş programda şu açıklamaları yaptı:
"Türkiye'de mevcut fiyatlamanın, petrol fiyatlarındaki 75-80 dolara eşdeğer pompa değeridir. İki taraf arasında oluşan farkı Türkiye Cumhuriyeti Devleti karşılıyor. Eğer global ölçekte petrol fiyatları 140-150 dolara yükselirse, 70 dolara düşen benzin fiyatlarının otomatik olarak iki katına çıkmasını bekleyebiliriz. Küresel fiyatların 140 ya da 150 dolara ulaşmasıyla birlikte, bizim pompa fiyatlarımız da üç haneli rakamları görebilir, yani 100 lirayı aşabilir."

"DÜNYA KAPSAMLI BİR KRİZLE YÜZ YÜZE"
Karataş, krizin yalnızca petrol ile sınırlı kalmayacağını, aynı zamanda gıda ve sanayi üretimini de etkileyeceğini ifade ederek, şu şekilde devam etti:
"Her alanda risk mevcut. Gıda riski, petrol kıtlığı ve doğal gaz yetersizliği tehlikesi var. Hürmüz Boğazı'ndaki enerji akışının yaklaşık yüzde 80'i Asya'ya yöneliyor. Avrupa Birliği'nin özellikle Rusya'ya bağımlı olmasının beraberinde getirdiği krizin benzerini, bu savaş sürecinin uzaması durumunda Uzakdoğu ülkeleri de yaşayabilir. Körfez ülkeleri, gübrenin önemli ihracatçılarıdır. Bu durum, domino etkisi yaratacak; gübre, kimyasal ve petrokimyasal ürünler de üretimin çoğu için ham madde olacak. Dolayısıyla çok boyutlu bir kriz ile karşılaşma riskimiz bulunuyor."

"TÜRKİYE'NİN ENERJİ KONTROLÜNÜ SAĞLAMA RİSKİ YOK"
Türkiye’nin 2016 yılında başlattığı Milli Enerji ve Maden Politikası'nı dile getiren Karataş, bu politikanın önemini vurgulayarak Türkiye’nin enerji arz güvenliği ile geldiği noktayı şu ifadelerle açıkladı:
"Türkiye'nin enerji krizine maruz kalma riski bulunmuyor. Beş tane LNG terminali ile Türkiye, Avustralya, ABD, Cezayir ve Katar’dan gaz almakta; tedarik çeşitlendirilmiş durumda. Irak-Türkiye boru hattının Türkiye’nin ikili diplomasi ile yeniden faaliyete geçirilmesi, Basra Körfezi'nden dünyaya ulaşamayan petrolü Musul ve Kerkük'ten aktararak kendi boru hattımıza yönlendirmiştir. Kendi doğal gaz üretiminin yüzde 78'ini Sakarya Gaz Sahası'ndan temin ediyor. 2028 yılı sonunda günde 500 bin varil çıkarım hedefleniyor; bu da toplam tüketimin yarısını kendimizin karşılayacağı anlamına geliyor."
"AVRUPA’NIN UMUDU TÜRKİYE"
Karataş, küresel enerji haritasının yeniden şekillendiğini ve Türkiye'nin Avrupa için kritik bir rol üstlendiğini vurgulayarak şöyle konuştu:
"Türkiye, bu enerji krizinden yola çıkarak, dünyada yeni bir enerji merkezi olma yolunda ilerlemekte. Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla, Avrupa’nın ulaşamadığı doğal gaz alternatiflerini Türkiye, LNG terminalleri aracılığıyla Avrupa'ya ulaştırma imkanına sahip. Bu durum, Avrupa'nın enerji ihtiyacında Türkiye'nin kilit bir rol üstleneceğini göstermektedir."